Edirne

Edirne, Meriç, Arda ve Tunca nehirlerinin ortasında yer alıyor. M.S. 124 yılında Trakya’yı gezen Roma İmparatoru Hadrian, Edirne’ye kendi adını verip, “Hadrianapolis” demiş; zaman içinde bu isim Edirne’ye dönüşmüş. Edirne, Osmanlılar’ın Rumeli fetihleri sırasında da önemli rol üstlenmiş. Yıldırım Bayezid, İstanbul kuşatmasını Edirne’den yönetmiş. 1829’da ve 1877-78’de Rusların, 1913’te Bulgarların, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra ise Yunanlıların yönetiminde kalmış. Lozan Antlaşması sayesinde kazanılarak Türkiye’nin sınırlarına dahil olmuş. 

Adım adım tarihin izini sürmek için en güzel şehirlerden biridir Edirne. Osmanlı İmparatorluğu’na 92 yıl başkentlik yapan şehir; geçmişinden miras tarihi dokusu, Meriç’in güzelliği ve lezzetli mutfağıyla, her zaman ilgi odağı olmayı hak ediyor. Genellikle Osmanlı mimarisine ilgi duyanların seyahat rotasında olsa da aslında keşfetmeyi seven herkesin mutlaka görmesi gereken yerler arasında. Ama mutlaka bir bahane isterseniz şehre ya Hıdırellez zamanı gidin ya da geleneksel yağlı güreşlerin yapıldığı festival günlerinde…

Edirne’yi gezmeye başlamak için ilk adımı Selimiye Camii’ne atmalısınız. Mimar Sinan’ın “ustalık dönemi eseri” olan Selimiye, şehrin simgesi. 1569-1575 yılları arasında tamamlanan bu görkemli yapının, Koca Sinan’ın İstanbul’daki muhteşem yadigârı Süleymaniye Camii’nin güzelliğini geride bıraktığı düşünülür. Yerden yüksekliği 43 metreyi bulan 31 metre çapındaki kubbesiyle dikkat çeker. 2011 yılında kültürel varlık olarak UNESCO Dünya Miras Listesine alınan cami; iç tasarımında kullanılan ve dönemin en iyi örnekleri kabul edilen taş, mermer, ahşap, sedef ve çini işçiliğiyle ayrıca değer taşır.

Selimiye Camii

Selimiye camisinin taş duvarlarla çevrili geniş dış avlusunda, Darül-Sübyan, Darül-Kurr’a ve Daril-Hadis yapıları bulunmaktadır. Bu yapıların bir bölümü ve medrese, Türk İslam Eserleri Müzesinin çeşitli bölümlerini oluşturmaktadır. Cami terasının altında yer alan Arastai 3. Murat zamanında Selimiye camisine gelir sağlamak amacıyla yaptırılmış.

Selimiye Camii

1414 yılında tamamlanan Eski Cami, Osmanlı’dan günümüze ulaşan en eski mimari eserlerden biri. Edirne’de Osmanlılar’dan günümüze ulaşmış en eski anıtsal yapıdır. Çok kubbeli “Ulu Camiler” tipine giren caminin mermer kapısı ve iç kısımındaki dekoratif yazı örnekleri ile dikkat çekicidir.

Eski Camii

Üç Şerefeli Cami, adını her biri farklı tarzda inşa edilmiş üç şerefeden alan görkemli bir yapı. 1438-1447 yılları arasında 2. Murat’ın yaptırdığı cami bir yenilik olarak enine dikdörtgen yapıdadır. Ayrıca Osmanlı mimarisinde revaklı avlu ilk kez bu camide kullanılmıştır. Camiye adını veren üç şerefeli anıtsal minare 67,62m yüksekliğindedir ve her şerefeye ayrı yollardan çıkılması ile ilginç bir özelliğe sahiptir.

Üç Şerefeli Camii

1484 – 88 yılları arasında inşa edilen ve müthiş bir dinginliğe sahip olan 2. Beyazıt Külliyesi, küçük bir sağlık müzesi ve sanat galerisi de barındırıyor. sultan 2. Beyazıd külliyesini oluşturan ve o dönemde akıl hastalıklarının müzik ve su sesi ile tedavi edildiği “Şifahane” ve “Tıp Medresesi” Trakyya Üniversitesi tarafından “Sağlık Müzesi” haline getirilmiş.

Şifahane
Tıp Medresesi

Gün batımını Tunca ve Meriç nehirlerinin birleştiği noktada izlemek ayrı bir keyif. Burada iki muhteşem Osmanlı köprüsü yer alıyor. Meriç nehrinin üzerinde bulunan köprüdeki fresklerle süslü kameriye, ziyaretçilerine olağanüstü bir manzara hediye ediyor. Nehir kıyısında birçok restoran var. Bu mekânlar yaz düğünlerinin de vazgeçilmezleri arasında. Düğün mevsimi başlamışken özellikle hafta sonu gezilerini burada bir çay keyfi ya da akşam yemeği ile noktalamak isteyenlerin aklında bulunsun.

Meriç Nehri

Yağlı güreş Edirne ile özdeşleşen bir spor gibi… Geleneksel Kırkpınar Müsabakaları her yıl Temmuz ayında yapılıyor. Yarışlar, aynı zamanda şehri festival havasıyla da renklendiriyor. Güreşlerin yapıldığı bölgenin diğer adı Sarayiçi olarak geçiyor. İstanbul’dan önce Osmanlı’ya başkentlik yapan Edirne’de padişahların saraylarını yaptırdıkları yer olduğu için Sarayiçi adını almış. Edirne, 1829’da ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rusların eline geçmiş. Hatta bu dönemde cephanelik Rusların eline geçmesin diye 2. Murad’ın inşaatını başlattığı Edirne Sarayı havaya uçurulmuş.

Kanuni Köprüsü

Yağlı güreşleri izlemeye gelen seyircilerin oturması için yapılmış sıraların hemen yakınında ise Adalet Kasrı yer alıyor. Kasrın önündeki iki taşa dikkat edin; biri halkın padişaha iletilmesini istediği dilekçelerin, diğeri ise padişahı kızdıranların kellelerinin konması için kullanılırmış.

Adalet Kasrı

Edirne’de yenecekler listesinin ilk sırasında tabii ki meşhur yaprak ciğer geliyor. Birlikte servis ettikleri kızartılmış kuru biberin kattığı aroma bir başka. Yanına söyleyebileceğiniz ve gayet yoğun bir kıvama sahip cacık da ciğer menüsüne çok yakışıyor. Dönüşte yanınıza alabileceğiniz en güzel lezzetler ise Kavala kurabiyesi ve badem ezmesi.

Edirne’nin 5 kilometre güneybatısında, Karaağaç semtinde bulunan Tarihi Edirne Tren Garı, bahçe bütünlüğü içerisinde yer alan Lozan Anıtı ve Müzesi, sembolik olarak raylar üzerinde bırakılan kara treni ile Edirne’ye gelenler için bir çekim merkezidir. Gar, Şark Demiryolları Şirketi’nin tasarrufundaki Rumeli Demiryolları güzergahının önemli bir durağı olarak tasarlanmış, gelgelelim kaderi umulduğu gibi olmamıştır.

İstanbul – Edirne arası 240 km. civarı; arabayla trafiksiz iki buçuk saatte rahat rahat gidebilirsiniz. Otobüsle gitmek isterseniz de yolculuk süresi yaklaşık üç saat.  Bu durumda günübirlik bir Edirne gezisi yapmanın hiçbir mahsuru olmadığını düşünüyorum. Herkese öneririz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir