Napoli

İtalya’nın güneyinin en güzel özelliklerinden biri hala büyük ölçüde bakir olmasıdır. Yıl boyunca turistlerin gözünde cazibesini yitirmeyen yerler başta Napoli ve çevresindeki Ischia ve Capri adaları, Pompei harabeleri ile Amalfi kıyıları olarak sıralanabilir. Bunlar dışında güney bölgesi, ne yabancı tursitlerin ne de yerli halkın ilgisini pek çekmemektedir. Avrupa Birliği’nin para yardımlarına ragmen, bölge ülkenin kuzeyi kadar zengn değildir. Örneğin otellerde modern olanaklar bulmak pek mümkün değildir. Anıtlar ve müzeler hem depremlerden hem de halkın ilgisizliğinden sürekli zarar görümektedir. Ama tüm bunlar yavaş yavaş düzelmekte ve maceracı gezginler için bölgenin sunacağı şeyleri de göz ardı etmemek gerekir. Ben İtalya’nın güneyini kuzeyinden sonra gezme fırsatı bulduğum için söyleyebilirim ki; güneyin en çekici yanı sıcakkanlı, dost canlısı ve sosyalliği seven insanlarıdır…
 
 

 
 
Bir zamanlar bu kalabalık ve düzensiz bu şehre gelme fikri bile turistlerin gözünü korkutuyormuş. Öncelikle söylemem gerekiyor ki, Napoli’ye BA-YIL-DIM !!! Üstüne basa basa söyledim çünkü buraya gelmeden önce bloglarda, arkadaş çevremde vs söylenen söz hep aynıydı: Napoli çok tehlikeli bence tek gitmemelisin (?) her zamanki gibi bu yargı kime göre ve neye göre geçerli? O kadar çok okudum ki buna benzer cümleler gitmeden onceki son geceye kadar acaba Napoli’ye geçmesem mi diye düşünmedim değil ama her zamanki gibi içimdeki merak duygusu beni bırakmadı ve Napoli’ye geldim. O kadar etkilenmişim ki sözlerden fotoğraf makinamı çantadan çıkaramadım çalarlar diye, temkinli temkinli kalabalık caddelerden yürüyerek gezeyim biraz sonra havalimanına geçerim diyordum. Ama gel gör ki ne peşimde mafya kılıklı adamlar ne de tehlikeli sokaklar… Tam 5 saat altını üstüne getirdim Napoli’nin gezilecek her yerini gezdim, o korkutucu dedikleri ara sokaklara da girdim ama evet temkini elden bırakmadım. Benim gördüğüm Napoli, İstanbul’dan daha tehlikeli değil. Sonuç olarak çok güzel bir gün geçirdim Napoli’de ve bayıldım 😍 Bu sebeple felaket çığırtkanlığı yapan arkadaşlara tek sözüm var: Shut up!!!
 
 
 

 
 
Napoli seyahatimi Amalfi kıyılarıı gezme odaklı, son günümde de günübirlik Napoli şehir gezisi olarak planlamıştım. Amalfi kıyıları gezim ile ilgili detayları bir sonraki yazımda bulacaksınız. Her şehre günübirlik gezi uymayabilir ama Napoli bunun için çok uygun bir şehir. Sabah Sorrento’dan bindiğim tren ile yaklaşık 1 saat sonra Napoli tren istasyonunda iniyorum. İlk işim çantalarımı emanate bırakıp, turizm ofisinden şehir haritasını alarak yola koyulmak oldu. istasyondan çıkar çıkmaz yürüyerek şehri gezmeye başlıyorum.
 
 

 
 
Napoli kocaman bir açık hava tiyatrosu olan İtalya’nın küçük versiyonu gibidir, nereye bakarsanız etkileyici bir sahenyle karşılaşırsınız; liman çevresinde, ünlü alışveriş caddelerinde bile… Bu arada restoranları da unutmamak lazım; ne de olsa Napoli pizzanın doğduğu yer…
 
 

 
 
5 saat içinde kaç pizza yiyebilirsiniz? Evet mide duvarını bayaa zorladım ve beş saat içinde iki pizzayı devirdim. İlk pizzam bloglarda okuduğum ama gitmeden once denemeyi düşünmediğim kızarmış pizza; yoldan geçerken görünce dayanamadım ve denedim. Neredeyse Napoli’deki her ünlü pizzacıda olduğu gibi burada da sıra bekledim ama allahtan çok uzun sürmedi. Bol mozerella ve domatesli pizza ikiye katlanıp bol yağda kızartılıyor ve bu şekilde elinize veriliyor. İster kapıdaki masalarda ayakta ye ister dolaşırken ye, keyif senin. Tadı mı nasıl? Bence Napoli’de kötü pizza olması mümkün değil. 3 EUR
 
 

 

Napoli’de dünyanın en eski pizza restoranı olma konusu yılan hikayesine dönmüş durumda, internetten araştırınca birçok mekan dünyanın en eskisi olduğunu iddaa ediyor ama onlardan biri ön plana çıkmış durumda: Da Michele

Da Michele bir aile işletmesi, 1870 yılında kurulmuş. Burada sadece iki çeşit pizza var: Margarita ve Marinara… İçeri girmeyi başarırsanız yiyecwğiniz pizza gözünüzün önünde hazırlanıyor ve taş fırında pişiriliyor. 


Da Michele’de pizza yemek için gerçekten çok sıra bekliyorsunuz, ben saat 14:00’te sıraya girdiğimde önü de bekleyen 100’e yakın sıra no vardı ve her bir sıra no 2-3 kişilik gruplar için veriliyor. Bana numarayı veren yaklaşık 1 saat beklersin demişti ama yarım saat geçtiği halde sadece 10 numara ilerlediğine göre ben kesin uçağı kaçırıcam diye düşünmeye başlamıştım, sonra içerde 8 kişilik masada 7 kişi oturduklarını görünce kapıdaki görevliye orda 1 kişilik yer var ben de tek kişiyim dedim; arkasına döndü baktı gizli bir el hareketiyle bana geç dedi, hemen gittim oturdum yoksa artık sırayı bırakıp havalimanına doğru yola çıkmam gerekecekti, hemen siparişimi verdim ve 5-6 dakika sonra pizzam geldi. Sanırım dünyanın en lezzetli pizzasını yedim, eğer Napoli’ye giderseniz ve uzun bir sıra beklemeyi göze alırsanız kesinlikle öneririm. 4 EUR

  
 

 
 
Yazıma direk yeme içme olarak başlamış gibi oldum ama tatlı kısmını da anlatıp artık gezimin keşif kısmına geçmek istiyorum. İsmini Napoli’nin meşhur mafya babalarından alan tatlı “Baba” bir güney İtalya lezzeti. Limoncello yada Rom ile tatlandırılan iki çeşidi var, Revani tarzında bir tatlı ancak yedikten sonra ağızda acı bir tat bırakıyor. Pek benim damak tadıma uymadı ama oraya kadar gitmişken denemeden dönmedim tabi  
 
 

 
 
Liman boyunca ilerlerken karşınıza devasa ortaçağ kalesi Castel Nuovoo çıkacak. Liman tarafından içeri griş yok ancak arka tarafa doğru yürümeye devam ettiğinizde kalenin giriş kısmına geleceksiniz. Ben içeri grime yerine dışarıdan resmini çekmeyi tercih ettim ancak isterseniz bilet alara kalenin içini de gezebilirsiniz.
 
 

 
 
San Francesco di Paola Kilisesi, kalenin hemn arkasındaki meydanda heybetle yükselen, önünde çok büyük bir mydan olan şehrin simgelerinden biri. Görüntü olarak Vatikan’daki St. Pietro bazilikasını andırıyor. Hemen karşısında ise Royal Palace yer alıyor.
 
 

  
 
Kilise ve meydanını dolaştıktan sonra sol taraftan ilerlerseniz San Carlo caddesi üzerinde karşınıza ünlü alışveriş merkezi Galleria Umberto I çıkacak. Neo Klasik tarzda çelik ve cam kullanarak yapılmış bu devasa alışveriş merkezi Napoli’nin gezilmesi gereken yerlerinden biridir.
 
 

 
 
Günümüzde içerisinde yönetim büroları ve halk kütüphanesi olan iki katlı Rönesans Zafer Takı, sürekli hareketli bir meydana bakıyor. Bu meydanın adı Piazza Dante.
 
 

 
 
Via Toledo, belediye sarayı ve ticaretin hakim olduğu alışveriş caddelerini ikiye böler. Bu caddeler batıya yayılan dar bir sokaklar ağıyla limana kadar uzanır. İşçi sınıfının bakımsız evlerinin bulunduğu semtte sokak hayatını gözlemlemek mümkün.
 
 

 
 
Via Toledo, şehri yukarı ve aşağı olarak ikiye bölen eski Roma yolunun etrafında şehrin tarihi kalbi olan Spaccanapoli‘ye doğru uzanıyorPiazza Dante’den Via Tribuali boyunca uzanan bölgede eski Napoli’nin izlerini sürebilirsiniz. Bütün sokaklar, bir çamaşır asma festivali varmış gibidir. Kapı ve pencerelerden dedikodular ve sohbetler yapılırken balkonlardan sallandırılan ve içine yiyecek ve gazete olan sepetler asansör işlevi görüyor.
 
 

 

 

 

 

5 saatlik bir gezi sonrası tren istasyonuna dönüp çantalarımı alıyorum, istasyonun önündeki duraktan beni havalimanına götürecek otobüse binip yaklaşık 15 dakika sonra havalimanına varıyorum. Otobüs bileti sadece 1 EUR.



 
 
 
 
 
 

One Comment on “Napoli”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir