Porto

 

Lizbon’dan sonra sırada Porto var. Suların kenti Porto, Douro Nehri’nin Atlas Okyanusu’na döküldüğü noktanın çevresinde gelişen kenti tatlı ve tuzlu su kuşatıyor. İki milyona yaklaşan nüfusuyla Portekiz’in ikinci büyük yerleşimi olan Porto’da Douro Nehri’nin kıyısında suyun usul usul akışına uyumlu evler sıralanıyor; tepeleri kentin tarihi mimarlık anıtları taçlandırıyor.


Lizbon şehir merkezindeki Santa Apolónia Tren istasyonundan bindiğimiz tren ile yaklaşık 3 saat sonra Campanha tren istasyonuna varıyoruz. Lizbon – Porto arası bu yolculuk için kişibaşı 26 EUR ödüyoruz. Biletleri online olarak aldık ve direk trene bindik. Tren hareket ettikten sonra biletleri kontrol eden görevliye online rezervasyonunuzun çıktısı göstermeniz yeterli. Campanha tren istasyonundan yürüyerek kalacağımız eve gitmek için yine “citymaps2go” uygulamasından faydalanıyorum

 


İlk airbnb deneyimimizi Lizbon’da başarılı şekilde sonlandırdıktan sonra Porto konaklamamız için de airbnb aracılığıyla tam şehir merkezinde bir ev kiralıyoruz. Siz de bu sistemi tecrübe etmek isterseniz airbnb tıklayarak üye olabilir ve benden 50 TL hoşgeldin puanı kazanabilirsiniz 🙂 Ev sahibimiz bizi kapıda elinde bir şişe şarap, taze ekmek ve meyveler ile karşıladı. 1 gecelik evi 80TL karşılığında kiraladığımızı düşünürseniz bu karşılama oldukça nazikti.

Porto, Lizbon’dan sonra Portekiz’in ikinci büyük şehri. Portekizce dilinde liman anlamına gelen Porto, adını aldığı gibi tam bir liman kenti. Bütün şehir 1996 yılından itibaren UNESCO Dünya Mirası listesine girmiş, 2001 yılında ise UNESCO tarafında Dünya Kültür başkenti seçilmiş.

Eşyalarımızı eve bırakıp hemen şehri keşfetmek için evden çıkıyoruz. Evimiz Cedofeita caddesi üzerinde, burası İstiklal Caddesi gibi trafiğe kapalı, sağlı sollu dükkanların ve restoranların olduğu kalabalık bir bölge. Evden çıkıp Douro nehri tarafına doğru yürümeye başlıyoruz.


Porto küçük bir şehir olduğundan rahatlıkla yürüyerek gezilebiliyor. Şehir küçük ancak tüm mekanları bir gün içeresinde görebilmeniz mümkün değil o nedenle hedefleri doğru belirlerseniz  kısa zamanda pek çok yer görüp Porto’da bulunmanın keyfine varırken belleğinizden çıkmayacak anılar biriktirebilirsiniz.

Şehrin merkezindeki tüm tarihi yapıların cepheleri çini yada seramik panolarla kaplı. 16. yüzyılda Endülüs etkisiyle kentte başlayan çini süsüleme geleneği zamanla tek renkten çok renkli panolara dönüştürülmüş.

Catharina caddesindeki 18.yüzyıldan kalma Şapel Capela des Almas

Özgürlük Meydanı, kentin merkezi diyebiliriz. Meydanı merkez alıp şehri bir kare olarak düşünebilirsiniz. Bu meydan Aliodos Bulvarının son noktasında, pek çok kafe ve restoran bulunan bu meydana mutlaka yolunuz düşecektir.


Clerigos Kulesi, 1763 yılında inşası tamamlanmış kule şehrin simgelerinden. 240 basamağı çıkmayı göze alırsanız şehrin en güzel manzaralarını görebilirsiniz.


Sao Bento Tren İstasyonu, bildiğimiz tren istasyonlarından çok farklı, tren istasyonundan çok mavi çinilerle kaplı bir galeriyi çağrıştırıyor. 16. yüzyılda manastır olarak kullanılan bina çok büyük bir yangına maruz kalmış daha sonra yeniden yapılandırılarak tren istasyonuna dönüştürülmüş, nostaljik yapı gerek dış görünüşü gerekse ülkenin tarihinin resmedildiği Portekiz’e özgü seramik panolarla adeta zaman içinde bir yolculuğa çıkılacakmış hissi veriyor.



Lello Kitapçısı 1869 yılında kurulmuş dünyanın en güzel üç kitapçısından biri olarak kabul edilmiş. 1991’de şehre yoksul bir ingilizce öğretmeni olarak gelen J.K.Rowling Lello’nun müşterilerinden biriymiş. Gotik atmosferinden öylesine etkilenmiş ki Harry Potter’ın ilk üç bölümünü bu ilhamla yazmış. Bugüne kadar gördüğüm en ilginç kitapçı. Nefis gotik bir bina. Dış cephesi ve iç bölümü tam bir sanat eseri. Tavandaki vitray, asma kata çıkan helezon şeklindeki kırmızı merdivenler, kitap rafları, merdiven ve tavanı kaplayan ahşap işçiliği sıradışı. Kitap taşımak için kurulmuş raylı sistem ise hakikaten dahice. Buraya kitapçı demek ayıp olur kitap mabedi diye adlandırmak daha uygun bana kalırsa. İçeriye giriş kişibaşı 5 EUR, içeride fotoğraf çekmek yasak bu yüzden sadece dükkanın önünden çekebildiğim bu resimleri sunabiliyorum size.


Porto Katedrali, eski şehrin tam göbeğinde, diğer şehirlerde gördüğümüz katedrallere göre dış görüntüsü oldukça sade. İbadet etmek için bu kadarı yeterli dedirtecek bir his uyandırıyor insanda. Katedralin içi oldukça gösterişli. Bana kalırsa en güzel tarafı katedralin terası. Buradan manzaraya bayılacaksınız.

Ribeira Bölgesi, gece hayatının en canlı yaşandığı bu bölge bana kalırsa gündüz de çok renkli. Duora nehrinin kıyısına kurulu küçük sevimli evler, restoranları, kafeler resim gibi. Buradan Porton’un içinden geçen nehri, şehri ikiye bölüşünü rahatlıkla gözleyebilirsiniz. Douro nehrinin etrafındaki dokuya hiç zarar gelmemiş, Arap mimarisinden izler taşıyan balkonlu, çini kaplı rengarenk evler şehrin kmliğini yansıtıyor.

Dom Luis Köprüsü Porto’nun simgelerinden biri, Avrupa’daki tamamı metalden yapılmış en uzun ikinci köprüymüş. Mimar Leopold Valentin  tarafından tasarlanan köprü 1886 yılında hizmete açılan köprünün iki katı var. Üst kat sadece tramvay hattı için kullanılırken, alt kat araba ve yaya trafiğine açık.



Porto sokaklarında keyifli bir yürüyüşten sonra köprünün üstüne çıktığınızda sizi muhteşem bir Porto manzarası karşılıyor. Her yıl yüzbinlerce turisti ağırlayan bu köprünün ışıklandırma sistemi ise gerçekten çok iyi. Köprünün üzerinden Porto’yu seyrettikten sonra tekrar aşağı inip Ribeira bölgesinden akşam saatlerinde ışıklandırılmış köprüyü seyretmenizi öneririm. Köprünün akşamları sunduğu eşsiz manzara sayesinde şehrin tamamına farklı bir hava katılmış oluyor.


Gaia Bölgesi, Dom Luis köprüsünden karşıya geçtiğinizde size karşılayan ve şehrin kalbinin attığı bölgedir. Burası daha çok şarap mahzenleri, restoranları ile ünlü şehrin bohem bölgesi. Gaia bölgesinin sahilinde sıralanmış ahşap tekne ve sandallar da Porto’ya özgü bir manzaradır.

 

Ünlü Porto şaraplarının büyük kısmı burada üretiliyor yani Porto’nun en önemli gelir kaynağı bu bölgeden sağlanıyor. Gaia’dan Riberia’yı seyretmek, şarap tadım merkezlerinde hafif tatlı Porto şarabını tatmak buralardaki şarap mahzenlerini gezmek için mutlaka bu bölgeye gidilmeli. Avrupa’nın önde gelen firmaları Douro Nehri’nin iki yakasındaki dik yamaçlara sıralanmış tarihi bağlarda üzüm üretiliyor, şarap yapıyor, tadım merkezlerinde bölge şaraplarını tanıtıyor. Şarap tadımı için belirli turlar var ancak biz kendi turumuzu kendiniz de yapabilirsiniz. Gaia’da pekçok şarap üreticisinin mahzenleri var gözünüze kestirdiğiniz bir tanesine girip şarap tadımı yapabilirsiniz.




Santa Caterina, Porto’nun en ünlü alışveriş caddesi. Dünya markaları ve diğerleri burada toplanmış meraklısı için gezilebilir. Bence bu caddeye alışveriş amacıyla değil de bir kahve molası için gitmek lazım. Caddenin hemen başındaki Majestik Cafe‘ye mutlaka uğranmalı. Tarihi 1800’lere dayanan bu antik kafenin iç dekorasyonu insanın başını döndürüyor sıradan bir kafe değil.



Ne alınır?

Portekiz şarapçılıkta önde geliyor ve valizinizde kırılmadangetireceğinize inanıyorsunuz mutlaka şarap almanızı öneririm. Fiyatları 5 EUR başlıyor 500 EUR kadar çıkıyor. Bir de Porto adı verilen tatlı bir çeşit şarap var ancak Portekizliler bunu şaraptan saymıyor ve direk Porto ismi ile kullanıyorlar. Lizbon’da olduğu gibi Porto’da da kurutulmuş morina balığı neredeyse heryerde satılıyor.



Ne yenir?

Porto’da balık ve deniz ürünleri yemek sanıyorum ki öncelikli terchniz olacaktır, özellikle morina balığından (cod fish) yapılan yemekler çok lezzetli. Nehir kenarında sıralanmış restoranlar biraz turistik ve pahalı, şehr merkezindeki restoranları tercih edebilirsiniz. Lizbon’da olduğu gibi Porto’da da Nata yemenizi şiddetle öneririm, Sao Bento tren istasyonun tam karşısında minik bir büfe var, burada yediğimiz Nata çok başarılıydı.

2 Comments on “Porto”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir