Venedik… Adriyatik’in İncisi

Adriyatik Denizi’nin incisi olan Venedik’in bir eşi daha yoktur. 1100 yıl boyunca bağımsız bir imparatorluk ve idari yapısıyla bugün bile araştırmacıların dikkatini çeken bir cumhuriyet olan Venedik, 9. yüzyılda bütün Avrupa surlarının arkasına saklanmışken dünyaya açılmayı başarmış bir kenttir. Doğu ile batının muhteşem bir sentezi olan bu uygarlık, ne tam anlamıyla Avrupalı ne de tam anlamıyla İtalyan olabilmiş, bu sayede kentin dört bir yanında hem Bizans hem de Doğu izlerine rastlıyoruz.
 
 

 
Venedik, yukarıdan bakıldığında Adriyatik denizinin üzerinde yüzen dev bir balık gibi. kentin dar sokaklarında yürüyüp, kanallarında dolaşmaya başladığınızda kendine hayran bırakan zarif, egzotik ve romantik mimariden etkilenmemek mümkün değil. Dünya’nın dört bir yanını otobanlar, dev binalar sarmışken, arabanın olmadığı, tarihi binaların hala yaşadığı bu kenti gezmek size cenneti gezmek gibi gelecektir…
 

 
THY’nin kış kampanyasından 100 EUR gidiş-dönüş uçak bileti almamızla başlıyor maceramız, biz 3 kız yağmurlu bir İstanbul sabahında yola düşüyoruz, istikamet Adriyatik’in incise Venedik…
 

 
Venedik havalimanında inip pasaport işlemlerini bitirir bitirmez hemen havalimanının önünde bekleyen otobüslere binip şehir merkezine doğru yola çıkıyoruz. Otobüs ücreti kişibaşı 10 EUR. Venedik şehir merkezine geldiğimizde indiğimiz yer adaya giriş de diyebileceğimiz Santa Lucia. Burada aynı isimli bir de tren istasyonu var. Bu bölgeden itibaren motorlu taşıtların şehre girmesi yasak. Ya kanal boyunca çalışan vapurettolar ile gideceğiniz yere ulaşacaksınız yada bizim gibi yürüyeceksiniz. Elimizde harita otele doğru başlıyoruz yürümeye. Biraz zor oldu dar sokaklarda yolumuzu bulmak ama başardık, otelimiz Büyük Kanalın göz bebeği olan Rialto köprüsü manzaralı şirin bir binada. Hemen yerleşip direk şehri keşfe çıkıyoruz.
 

 
 
Öncelikle birkaç konuda sizleri uyarmak ve birkaç tavsiye vermek istiyorum. Bence bu şehri sadece bir günde gezmeye çalışmayın. Biz 3 gün kaldık ve rahat rahat gezdik, en az 2 gün yeterli olacaktır ama keyfini çıkarmak için 3 gün ayırın bu güzel kente. Diğer bir konu da gideceğiniz dönem; Venedik’e gitmek için Nisan/Mayıs yada Ekim/Kasım en güzel dönemmiş, gerçi biz Aralık ayında gittik ama şansımıza hava ne çok soğuk ne de çok yağmurluydu. Yazın gidilmesini önermiyorlar çünkü aşırı turist yoğunluğundan şehri rahat gezmek mümkün değilmiş.
 
 
Ponte di Rialto / Rialto Köprüsü
 
Rialto Köprüsü, Büyük Kanal’ı güçlü ve zarifçe oyulmuş mermer bir kemer oluşturarak geçer ve ipek kravatlar, şallar, deri ürünler ve mücevher satan mağazalarla kuşanmıştır. 
 

 
Köprünün üzerinden Büyük Kanal’da sıralanan sarayların ve büyük ambarların muhteşem manzaralarının tadını çıkarabilirsiniz.
 

 
Çoğu turistin Venedik’te ik uğrak yeri San Marco meydanıdır ancak biz gezimize Rialto köprüsünden San Marco Meydanına doğru bir rota çizerek başladık. Dar sokaklardan, onlarca minik ve şirin köprüden geçerek yürüyoruz bütün gün tâ ki ayaklarımız artık dur diyene kadar 🙂

 

 

 

Piazza San Marco / San Marco Meydanı

Uzunca bir yürüyüş sonrası San Marco meydanına varıyoruz. Burası Venedik’in ana meydanıdır. Meydan var olduğu müddetçe sürekli kalabalıklarla dolup taşmış. Eskiden görkemli geçit törenleri burada yapılırmış, şimdi de turistler ile dolup taşıyor.

Piazza San Marco



Campanile di San Marco, piazzanın ve şehrin muhteşem manzarasını seyretmek için asansöre binip 100m yüksekliğiyle yıllar içinde atış kulesi, çan kulesi ve deniz feneri olarak kullanılan Venedik’in en yüksek yapısıdır. Giriş ücretlidir.


Campanile di San Marco


Palazzo Ducale / Dükler Sarayı

9 yüzyıl boyunca imparatorluğun merkezi olan görkemli Dükler Sarayı; meclis, mahkeme, hapishane ve pek çok dükün ikametgahı olarak kullanılmış. Bizans tarzı bir mimariye sahip olarak inşaa edilmş ancak 500 yıllık kullanımdan sonar Gotik tarzda yeniden düzenlenmiş. Özellikle sarayın 15. yüzyıldan kalma ana tören kapısı Porta della Carta, bir Gotik taş ustalığının şahaseri olarak nitelendirilir.

Palazzo Ducale


Basilica di San Marco

Kendisini Konstantinopolis’in halefi olarak gören eski Venedik Cumhuriyeti’nin kendine bakışını gözler önüne seren ve Doğu ile Batı’nın muhteşem bir sentezi olan Basilica di San Marco çok zarif bir dini mabettir.

 

 Basilica di San Marco


San Marco meydanından deniz tarafına doğru yürüyünce kanalın bitimi ile beraber açık denize açılan bölüm karşınıza çıkıyor. Burada adalara kalkan vapuretto iskeleleri ve çok sayıda gondolun sıralandığı minik marinalar mevcut.



Ponte di Sospiri / Ahlar Köprüsü

1603 yılında inşa edilen köprü, tahminen Onlar Konseyi’nin karşısına çıkacakolan mahkumların yolda birbirleriyle karşılaşmamaları için iki paralel geçit şeklinde tasarlanmış.


Ponte di Sospiri

Ahlar köprüsünü de geçtikten sonra daha ileri gitmek yerine hemen soldan içeri geçip Venedik’in dar ve arka sokaklarını keşfetmeye başlıyoruz. Karşımıza bir sürü köprü ve rengarenk evler çıkıyor. Elimizde fotoğraf makinası resim çeke çeke otelimize doğru ilerliyoruz artık…

 

 




Büyük Kanal
 
Muhteşem bir su yolu olan büyük kanal, aslında Venedik’in ana caddesidir. 4 km’den fazla uzunluğuylai tren istasyonunun yakınından başlar ve San Marco’da görkemli bir şekide son bulur. Kanal o kadar güzel ki, turistler burada saatlerce vakit geçirirler. Kanalı gondolla gezebileceğiniz gibi vapuretto ile de gezebilirsiniz. 
 
 

 
Gondol, Venedik’in taksisidir diyebiliriz, gondola kullananlar hep aynı kıyafeti giyiyor ve gondollar için özel taksi durakları var. Bu durakardan bineceğiniz bir gondola ile kısa yada uzun tur yapabilirsiniz. Yarım saatlik bir tur için 50 EUR, bir saatlik bir tur için 100 EUR istiyorlar.
 

Biz ise 24 saat geçerli bir vapuretto bileti alıyoruz ve büyük kanalı gezmeye başlıyoruz (15 EUR) Bu bilet ile istediğiniz kadar inip binebilir ayrıca çevredeki yakın adalara da geçebilirsiniz. Rialto köprüsünün altındaki duraktan turumuza başlıyoruz, San Marco meydanına kadar da inmiyoruz. Kanalı bir de içinden doğru izlemek büyük keyif, mutlaka bu gezi yapmalısınız…

 

 



Kanal turumuzu San Marco meydanında tamamladıktan sonar hemen Murano adasına gidecek olan vapuretto iskelesine yöneliyoruz. 24 saatlik kartımız burada da geçerli. Yaklaşık yarım saatlik yolculuktan sonar Murano adasını gezmeye hazırız.


MURANO ADASI

Murano, geleneksel cam üfleme sanatıyla dünya çapında ünlü bir adadır. Cam atölyeleri ve oteller, adaya deniz taksileriyle ücretsiz ulaşım sağlar ama adaya çıktığınız anda pazarlama taktiklerine maruz kalmamak adına vapuretto ile gitmeniz önerilir. Böylece atölyelere yapacağınız geziyi bağımsız planlayabilirsiniz. Biz cam ürünleriyle çok ilgilenmiyoruz zira aşırı derecede pahalılar 🙂



Murano adasında yol bulmak hiç zor değil, iskelede indikten hemen sonra düm düz yürüdüğünüzde size Murano’nun kendi büyük kanalı karşılıyor. Murano gezimizde bu kanalı her iki tarafından yürüyerek gezmekten ibaret olacak.

 



BURANO ADASI

Murano Adasında yaklaşık 2-3 saatlik bir tur yaptıktan sonra Burano Adasına geçecek  iskeleye gidip gelen ilk vapurettoya biniyoruz. İki ada arasındaki transit süre de yaklaşık yarım saat.



Burano, otantik eski bir balıkçı köyü atmosferine sahip rengarenk ve samimi bir adadır. Mavi, kırmızı, yeşil, kızıl kahve ve sarı gibi canlı renklerle boyanmış evlerin ve diğer binaların çarpıcı tonları kanal sularına yansır. Burada haritaya hiç gerek yok zira bu adada kaybolmaya imkan yok 🙂 Kanal boyunca rengarek binalar arasında yürüyoruz. Burası çok keyifli bir ada malesef hava kararmaya başladı ve artık otele dönüş zamanı…



Venedik’te son gün…

Venedik’te 3. ve son günümüzde öncelikli olarak vaktimizi alışverişe ayırıyoruz. Ben İtalya seyahatlerimin alışveriş kısımını peynir ve makarna ağırlıklı olarak yapıyorum. Şehirde süslü süslü makarnalar satan dükkanlar var ancak daha uygun fiyata marketlerden alış veriş yapmak daha mantıklı. Bol bol makarna ve peynir alıyorum, tabiki klasik magnet alışverişi de yapılıyor. Venedik tüm İtalya’da gördüğüm en ucuz hediyelik eşyaları satan şehir. 0,50 EUR civarında çeşit çeşit magnetler alabilirsiniz. Bunlar dışında ünlü Venedik maskeleri de alışveriş açısından çok popular, ben sadece denemekle yetiniyorum 🙂

 



Alışverişimizi bitiriyoruz, otele dönüp hemen aldıklarımızı çantalara yerleştirip otelden çıkışımızı yapıyor. Uçağımız akşam olduğu için gezmek için 4-5 saat kadar daha zamanımız var. Çantaları otelde bırakıp henüz süresi dolmayan vapuretto kartımızla son bir kanal turu için soluğu Rialto iskelesinde alıyoruz.



Basilica di Santa Maria Della Salute

Kanal turu yaparken dilediğiniz iskelede inip istediğiniz iskelecen tekrar geri binebilirsiniz. Bizim bugün ilk durağımız Basilica di Santa Maria Della Salute, gotik tarzda bir mimariye sahip bu kilise kanalda gezerken fazla dikkat çekici. İçerisi ise muhteşem süslemelerle dolu.

 


Kanal turumuza geri dönüyoruz, San Marco iskelesine kadar gidip inmeden Rialto köprüsüne geri geliyoruz. Valizlerimizi alıp iskeleden bu sefer Santa Lucia durağına kadar gidiyoruz. Buradan bineceğimiz otobüsle istikamet havalimanı.

2 Comments on “Venedik… Adriyatik’in İncisi”

  1. Merhaba,
    Bloğunuzu çok beğendim, anlatımı,aktarılan bilgiler ve fotoğraflar çok güzel…
    Biz de eşimle yaptığımız seyahatler öncesi bu bilgilerden çok faydalanıyoruz. Ben de kendi gezilerimizi belki birilerine fayda sağlar düşüncesi ile bloğumda yazıyorum. Bol gezmeli günler dilerim.
    şule uğurlu
    emekli hayat
    http://www.suleugurlu.blogspot.com

  2. Yorumunuz için çok teşekkürler, ben de sizing bloğunuzu inceledim ve çok beğendim. Fırsat buldukça eski yazılarınızı da okumaya çalışacağım. Bol bol gezmeli bir hayat dilerim..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir