Konya… Huzur kokan şehir

 

Türkiye’nin yüzölçümü olarak en büyük şehri olan Konya, aynı zamanda İpek Yolu üzerindeki en öenmli ticaret merkezlerinden de biridir. İlk çağlara dayanan tarihi dolayısıyla da birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu zengin tarihi geçmişi sebebiyle bu şehirde gezecek çok fazla yer var. Biz 2 günlük bir haftasonu kaçamağı planladık ancak siz tüm şehri gezmek isterseniz en az 3-4 günlük bir program yapmanız gerekebilir.




Konya


Pegasus Havayollarının kampanyalarından birini değerlendirip sadece 19TL ‘ye aldığımız biletlerle 2014 Mart ayının ilk günü 08:20 uçuşu ile Konya’ya gidiyoruz. Yol yaklaşık 1 saat sürüyor. Malesef Konya havalimanından şehir merkezine toplu ulaşım yok, sadece havaş otobüsleri çalışıyor, her inişten 25 dakika sonra servis var ve kişibaşı 10TL.

Havaş otobüsü size Mevlana Müzesine yaklaşık 1 km uzaklıktaki Alaattin tepesinin önünde bırakıyor. Buradan yürüyerek öncelikle konaklayacağımız Hich Hotel’e gidip sırt çantalarımızdan kurtuluyoruz. Bir arkadaşımızın tavsiyesi üzerine booking.com aracılığı ile bu otele rezervasyon yaptırdık. Normalde gecelik ücreti yüksek ancak biz yaklaşık 6 ay öncesinden rezervasyon yaptırdığımızdan uygun bir fırsat yakalamıştık. Hich otel şu ana kadar kaldığımız butik oteller içerisinde en kaliteli olanı. Eğer Konya gezisi yapmayı düşünürseniz kesinlikle bu otelde kalmanızı öneririm. Otel odasından Mevlana Müzesi manzaramız ise daha super.




Hich Hotel http://www.hichhotel.com/


MEVLANA MÜZESİ

Fazlalılarımızdan kurtulup biraz dinlendikten sonra hemen Konya gezimize başlıyoruz. İlk durağımız Mevlana Müzesi. Eğer Müze Kartınız var ise giriş ücretsiz, yok ise 5 TL. İnanılmaz bir kalabalık var, Türkiye’nin her yerinden gelen otobüsler kapıda uzun kuyruklar oluşmasına sebep olmuş. Biz müze kartımız ile sıra beklemeyip hemen turnikelerden geçip içeri giriyoruz.




Mevlana Müzesi


Mevlana müzesi ile ilgili daha geniş bilgiyi digger bloğumda bulabilirsiniz: http://kahverengitabelalar.blogspot.com.tr/2015/02/mevlana-muzesi.html ancak burda da kısaca anlatayım. Müzeye girdiğinizda karşınızda “U” biçimli bir avlu çıkıyor. Sağ taraftan gezmeye başladığınızda size Tilavet odaları karşılıyor. Yaklaşık 10-15 adet odada çeşitli hat örnekleri, semahane halıları, sema kıyafetleri gibi tarihi eserler sergileniyor. Tilavet odalarının bitiminde avlunun ortasında 2 büyük oda var. Bu odalardan bir tanesi Semahane, bu odada müzik aletleri sergileniyor. Diğer oda ise Matbah Bölümü, burası yemek pişirilen ve yenilen mutfak bölümü. Şu an bu odada eski mutfak aletleri sergileniyor.


Son bölüm ise müzenin en kalabalık bölümü ise Huzur-u Pir yani türbe. Bu bölümde Hz. Mevlana’nın, babasının ve çocuklarının türbeleri bulunuyor. İçeri girerken ayakkabılar çıkıyor ve bayanların başlarını örtmesi gerekiyor. İçeride fotğraf çekmek yasak ancak ben telefonumla birkaç kaçak resim çekmeyi başardım.

 


Mevlana müzesini tamamen gezmeniz yaklaşık 2 saatinizi alacaktır. Biz de müze gezimiz sonrası artık iyice acıkıyoruz ve Konya’nın meşhur tiridini yemek için Tiritçi Mithat’a gidiyoruz. Bu mekanda menu yok, sek seçeneğiniz tirit. Etinden midir, yağından mıdır bilmiyorum lezzet super ve kesinlikle rahatsız etmiyor. Mutlaka öneririm.




Konya Tiridi


ŞEMS-İ TEBRİZİ

Yemekten sonra gezimize Şems-i Tebrizi‘nin türbesini ziyaret ederek devam ediyoruz. Açıkçası hayal ettiğim gibi bir mekan bumadım karşımda, biraz gözterişli bir türbe bekliyordum ancak burası Şems-i Tebrizi’nin hayat görüşüne uygun olarak çok sade. 



Şems-i Tebrizi’nin türbesi


ALAADDİN KEYKUBAT CAMİİ

Türbe gezileri sonrası şehir turumuza; Alaaddin Tepesi ve Alaaddin Keykubat Camii ile devam ediyoruz. Mevlana müzesinden yaklaşık 1km uzaklıktaki tepeye yürüyerek gidebilirsiniz. 20 metre yüksekliği bulunan bu höyük te yapılan kazılar sonucu MÖ 3000 yıllarına uzanan bir yerleşim dönemine ulaşılmış.




Alaaddin Tepesi


1220 yılında yapımı tamamlanan Alaaddin Camii adını Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat’tan almıştır. İçerisinde 41 adet sütun bulunan caminin, abanoz ağacından yapılan mimberi Selçuklu ahşap işlemeciliğinin en güzel örneklerinden sanırım.




Alaaddin Camii


Avluda bulunan kümbette ise Alaaddin Keykubat dahil 8 Selçuklu hükümdarının türbesi bulunuyor.



Kümbet


İNCE MİNARELİ MEDRESE

Cami ve kümbeti gezdikten sonra Alaadin tepesinin batısında bulunan İnce Minareli Medreseyi geziyoruz. 1254 yılında hadis ilminin okutulması için yaptırılmış. Medresenin bir şahaser olan kapısı bir Selçuklu dönemi taş işçiliği eseri.



İnce Minareli Medrese
İnce Minareli Medrese


KONYA ARKEOLOJİ MÜZESİ

İnce Minareli Medreseyi de gezdikten sonra Konya’nın ara sokaklarına dalıyoruz. Amacımız Konya müzesini bulmak ama ne elimizdeki harita bize yardımcı oluyor ne de Konya halkı müzenin yerini biliyor. Aslında o kadar zor bir konumdaki bulmamız mucize oldu. Ama uğraşlarımıza tamamen değdi. İçerisinde şahane lahitlerin olduğu bir arkeoloji müzesiymiş meğer aradığımız…

 
 

 

SELİMİYE CAMİİ

Müze ziyaretimizi de yaptıktan sonra merkeze doğru geri dönüyoruz. Mevlana Müzesinin hemen yanındaki heybetli Selimiye Camii tüm görkemiyle akşam karanlığını karşılıyor. Bu cami şehzadeliği sırasında Kanunu Sultan Süleyman’ın oğlu 2. Selim tarafından yaptırılmıştır.




Selimiye Camii


Hava karardı, karnımız da iyice acıktı. Konya’ya gelip de Etli Ekmek yemeden olmaz. İnternette araştırdık ve herkesin önerdiği ortak mekan “Bolu Lokantası“. Evet ismi Bolu lokantası ama sadece etli ekmek satıyorlar. Hemen biz de birer tane ısmarlıyoruz ama sonuç olumsuz. Önümüze sıradan bir pide geliyor, açıkçası çok da beğenmiyorum. Servis de çok kötü. Üstelik kredi kartı falan geçmiyor, kasada oturan suratsız amca parayı öde de git der gibi bakıyor suratımıza. Açıkçası kimseye önermiyorum. Havzan bölgesinde daha iyi etli ekmek yapan yerler olduğunu duydum. Siz de bir araştırıp o taraflara bakın derim…


SEMA GÖSTERİSİ

Bütün gün gezdik tozduk, yedik içtik… Sıra sema gösterisi izlemeye geldi. Konya Belediyesi tarafından her cumartesi akşamı 21:00 de başlayan bir Sema Gösterisi var. Mevlana Kültür Merkezin’de yapılan bu gösteri ücretsiz. Mevlana Müzesine yaklaşık 1 km kadar uzaklıkta, yürüyerek gidebilirsiniz. Ücretsiz olduğu için salona giriş aşamasında biraz izdaham olabilir. Önlerde oturmak istiyorsanız biraz erken gitmenizde fayda var. Salon çok güzel, ışık ve akustik çok iyi. Sema gösterisi ise muhteşem…

 
 

 


KARATAY MEDRESESİ

Şehir merkezinde gezimize Alaaddin Tepesinin kuzeyinde bulunan Karatay Medresesi ile devam ediyoruz. İlçeye adını veren bu yapı 1251 yılında Emir Celalettin Karatay tarafından yaptırılmış. Zaman zaman Hz. Mevlana ve şems-i Tebrizi’nin de ders verdiği bu medrese özellikle firuze rengi çinileri ile ünlü. Günümüzde ise bir Çini müzesi olarak hizmet veriyor. Giriş için Müze Kart yeterli.




Karatay Medresesi

 



Yaaş yavaş Konya gezisinin sonuna geliyoruz, merkezde gezilecek tüm müze ve tarihi yerleri gezip bitirdikten sonra son bir yemek yiyip artık İstanbul’a döneceğiz. Konya’nın etli ekmeği meşhurdur ama çok bilinmese de fırın kebabı da yabana atılacak bir lezzet değildir. Vedat Milör ustamızın tavsiyesi ile fırın kebap yemek üzere Hacı Şükrü’ye gidiyoruz. Mekan ve servis kalitesi çok super değil ancak yediğimiz et süperdi. Fırın ateşinde 24 saat boyunca pişen kuzu etinin lezzeti muhteşem. Eti gram ile satıyorlar, yanında da ikram oalrak sadece soğan geliyor. Denemenizi öneririm. 


Gezdik, tozduk, yedik, içtik.. bir gezinin daha sonuna geldik. Konya gerçekten insane huzur veren bir şehir. Sadece Mevlana ziyareti için değil, şehirdeki tüm tarihi mekanları gezmek için gitmenizi öneririz…





 
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir