Karlovy Vary

 

Prag’a 130 km. uzaklıkta bulunan Karlovy Vary’e otobüs ile 2 saatte varıyoruz. Şehir efsanesine göre Kral Charls bir geyik vurmuş ama geyik kaçmış, kral da peşinden kovalamış. Geyiğin bu kasabadaki şifalı sulardan içip iyileştiğini gören kral burada yazlık bir saray kurarak buraya şifa bulmak için gelip gitmeye başlamış. Kral Charls bu şifalı köye kendi adını vermiş…. Şehirde sıcaklıkları 30-70 derece arasında değişin 12 farklı kaynak bulunuyor. Atatürk’de genç bir subayken buraya gelip tedavi olmuş.

 

 

Ortasından küçük bir nehir geçen, vadi görüntülü eski dönem kasabalarını düşünün. Nehrin iki yakası sık sık hafif bombeli köprüler ile birbirine bağlanmış. Köprüler 10-15 adımda diğer yakayı bir diğerine bağlıyor. 
 

 


Her iki yakada karşılıklı,  3-4 katlı, rengarenk binalar. Hepsi birbirinden güzel. Binalar sanki kağıttan yapılmış, setlerdeki dekor evlere benziyor… Bu  evlerin bir kısmı vaktiyle önemli kişilerin evleri olmuş, ancak bazıları da şu an otel, mağaza, cafe, restoran olarak görev görüyor. 19.yy’da atlattıkları büyük bir yangın sonrasında kür banyosu vergisi ile şehri restore etmişler.

 

   



Kaplıcalara girme durumunuz olmazsa, nehir boyunda gezerken çevreye serpiştirilmiş çeşmelerde, bol kükürtlü ve mineralli sulardan içebilirsiniz. Çok ilginç geldi bana; şehirdeki tüm şifalı su kaynakları ve çeşmeler numaralandırılmış. Doktorlar hangi gün hangi suyun ne kadar içileceğini insanlara reçete yazarak veriyormuş. Bugün bile dolaşan insanlar, ellerinde özel sürahiler ile geziyorlar. Fazla içerseniz sonuç ishalmiş.






Karlovy Vary’nin kaplıcasından başka Jean Becherovka adlı bir vatandaşın ürettiği Becherovka denilen bir içkisi meşhur. Hesapta, kaplıca sularının tuzlu, tuhaf tadını unutturmak için yapmış bu içkiyi; tarçınlı bir likörmüş bu. Ancak bu, beyaz şarap renginde sert, alkollü bir içki. Rehberden öğrendiğimize göre yerel halk mutlaka evinde ağrıya sızıya karşı bu içkiden bulundururmuş. Ben de ufak bir şişe aldım ancak hala açmadım.




Şehirde çok sayıda kristal ürün satan dükkan var ama fiyatlar oldukça yüksek. Model oalrak da bana hitap etmediği için sadece bakıp geçmekle yetiniyorum. 


Vakit ilerledi ve öğle yemeği vakti geldi. Rehberimiz bizi otantik bir restorana getiriyor, menümüz tabiki gulaş ile başlıyor ama bir av eti olan geyik yiyoruz.



Yemek sonrası tarihi tramvaya doğru ilerliyoruz. Bu tramvay ile şehrin tepesindeki gözetleme kulesine çıkacağız.


 

Tramvaydan indiğinizde çok küçük bir alanla karşılaşıyorsunuz, burada 1-2 tane tezgahta hediyelik eşyalar satıyorlar. Kurulu başka bir tesis yok, hemen kulenin merdivenlerine yönelip tırmanıyoruz. İşte bu manzara herşeye değdi, sanki bir masal şehri gibi heryer rengarenk.
 

 


Tekrar tramvay ile şehre inip birkaç tur daha atıyoruz. Ardından da çok hoş bir kafede biraz mola verip buranın meşhur kağıt helvası ile beraber dondurmalarımızı yiyoruz ….




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir