Bozcaada

Bloğumda yazmak istediğim ilk yerli keşif noktasının Bozcaada olmasını istedik Sadık ile beraber, sanırım beraber gezdiğimiz yerler içerisinde en keyif aldığımız yer burasıydı….


ilk olarak 2009 yılında en son olarak da 2010 yılında kısa kısa gitme şansım oldu Bozcaada’ya… ilk gidişimde tadı o kadar damağımızda kaldı ki hemen ertesi sene tekrar gittik 🙂 gitmeden anlayamazsınız ama giderseniz de müptelası olursunuz bu adanın. Antik zamandaki adı ile Tenedos …


Adaya ulaşmak için öncelikle Çanakkale’ye gitmek gerekiyor. Çanakkale Geyikli limanından kalkan feribotlarla yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk sonrası adaya ulaşıyoruz. Antik zamanda Tenedos olarak anılan Bozcaada’ya feribot yavaş yavaş yaklaştığında sizi bir karamsarlık kaplayacak, ilk anda kurak bir ada olarak görünüyor, boz tepelerindeki boşluk gelenleri korkutuyor. Ancak feribot iyice yaklaşıp adaya ilk adımınızı attığınızda kafanızdaki tüm ön yargılar siliniyor. 


Devasa büyüklükte ve çok iyi korunmuş durumda olan Venedik’liler zamanından kalma Bozcaada Kalesi karşılıyor sizi hemen limandan inince…

Bozcaada Kalesi



Adaya ilk gidişimde sadece tek gece kalmıştım, bu kadar güzel bir yere geleceğimizi tahmin edememiştik. İkinci gidişimde malesef kapanmış olan bir bağ evinde konakladık. Uçsuz bucaksız bağların arasında iki katlı çok şirin bir köy eviydi. Ev sahibimiz 5 yıldızlı bir kahvaltıyla karşıladı bizi…



Ada merkezinde bir turizm bürosu bulunuyor, buradan bir harita almanızı öneririm zira yol bulmanız konusunda size çok yardımcı olacak. Biz araba ile gittik ancak araçsız gidiyorsanız ada merkezinden kalkan minibüsler ile adanın her yerine ulaşabilirsiniz.


Ayazma Plajı


Adadaki ilk durağımız Ayazma Plajı, Turkuaz renginde denizi ve incecik kumu ilk defa gelenleri şaşırtacak güzellikte bir kumsal burası. Adanın en popüler, dolayısıyla en kalabalık plajı burası… Plajda şemsiye ve şezlong kiralamak mümkün. Suyu çok sakin ve buz gibi diyebileceğimiz kıvamda….

Ayazma Plajı



Habbele Plajı 


Ayazma’dan sonra tesisi olan ikinci koy Habbele’dir. Denizi hem kumluk hem de taşlıktır. Ayazma’ya göre daha sakindir. Tesis var dedim ama plajın biraz arka kısmında bulunuyor, sahilde şezlong yada şemsiye kiralama imkanı yok. Bunlar için arka taraftaki tesise gitmek gerekiyor bu durumda denizden biraz uzaklaşıyorsunuz.. Biz kızgın kumlar üzerine havlularımızı sermeyi tercih ettik 🙂


Habbele Plajı








Ayazma Manastırı


Adaya ikinci gidişimizde keşfettiğimiz ufak bir manastır var, sonradan edindiğim bilgiye göre adı Ayazma Manastırı. Ayazma Plajı ile Habbele Plajı arasındaki yol üzerinde bulunuyor. Burada çift oluklu tarihi bir çeşme, 8 yaşlı çınar ağacı, küçük bir manastır ve 2 tane tek katlı yapı bulunuyor. Özellikle adalılar için düğün gibi özel kutlamalarda kullanılan bir mekanmış. Biz gittiğimizde hiç kimse yoktu ve manastır kilitli olduğundan içerisini göremedik ama çeşmesinen faydalandık …

Ayazma Manastırı



Adada ilk günümüz deniz yorgunluğu ile son bulsa da akşam kendimizi merkezdeki hareketleri sokaklara bırakmaktan alıkoyamadık…. Ada merkezinde yemek yemek için çok seçenek var; limanda sıralanmış balık lokantaları, daha iç kesimlerdeki fast food ve kebap tarzı lokantalar ve rum mahallesi tarafındaki meyhaneler… Özellikle rum mahallesindeki meyhaneler çok çekici, önerilir …


Ada merkezinde ufak bir pazar yeri de bulunuyor, buradan hediyelik eşyalar, zeytinyağ, zeytin ve adanın meşhur dometes reçelini alabilirsiniz …



Adaya ilk gelişimizde keşfetme fırsatımız olmamıştı vakit darlığından, adanın sadece denizinden faydalanmıştık bol bol.. ikinci gelişimizde ise adayı tamamen keşfetmeye kararlıydık. Bu keşif gününe Bozcaada sokakları ile başladık ….


Rum Mahallesi 


Rum Mahallesi bakımlı evleri ve sokakları ile daha dikkat çekici duruyor. Sokakların birbirini dik kesmesi düzenli bir hava veriyor. Mahallenin tam ortasında bir kilise ve saat kulesi yer alıyor. Bir zamanların kahveleri, meyhane ve tavernaları şimdi turistik restoran, kafe ve dükkan olarak hizmet veriyor. Eski Rum evlerinin bir kısmı yazlık ev bir kısmı da pansiyon ve otel olarak kullanılıyor. 





Biz bu mahallenin sokaklarında gezerken ufak bir fırın keşfediyoruz, adanın meşhur sakızlı kurabiyesi yapılıyor bu fırında. İsmi Çiçek Pasta Fırını … Sadık önce pek hevesli görünmedi ve almadı ama ben kendim için bir kutu aldım. Sonuç: ben 2 tane yiyebildim gerisini Sadık midesine sakladı 🙂 gerçekten enfes bir tat, adaya yolunuz düşerse mutlaka deneyin hatta mümkünse bana da biraz alıp getirin …..

Çiçek Pasta Fırını





Bozcaada Kalesi



Feribotla adaya yaklaşırken ilk dikkatinizi çekecek adanın heybetli kalesi olacak. Küçük bir kasaba havasındaki merkezin bu kadar büyük bir kalesinin olması sizi şaşırtmasın. Bozcaada Kalesi’nin ihtişamı adanın zengin geçmişini yansıtıyor aslında.

Bozcaada Kalesi




Boğazın hemen çıkışında olması ve ana karaya yakınlığı sebebiyle yüzyıllar boyunca istilaya açık bir yer olmuş ada. Üzerinde yaşayan medeniyetler ancak bu denli büyük bir kaleyle güvende hissetmişler kendilerini. Şimdi var olma amacını kendi bile unutmuş, meraklı ziyaretçilerini bekliyor kale. Surlarında korsan gemilerini gözetleyen nöbetçilerden beri çok şey değişmiş. Ama yüzyıllardır başında esen poyrazı, tepesinde dolaşan kargaları, dimdik gururlu duruşu değişmemiş…


Türkiye’nin en iyi korunmuş kalelerinden biri olan Bozcaada Kalesi’nin ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Fenikeliler, Cenevizler ve  Venedikliler tarafından kullanılan kale, bugünkü görünümünü Fatih Sultan Mehmet döneminde var olan kalıntılar üzerine tekrar inşa edilmesiyle almış(1455).


Kale 10.00 – 20.00 saatleri arasında ziyarete açık, bilet fiyatı 2 TL.’dir.



Göztepe


İşte size bir ada üzerinde olduğunuzu hissettirecek manzara! Adanın en yüksek noktası (192 mt.) olan Göztepe’ye çıkmak, denizin ortasındaki büyük bir geminin kaptan köşküne çıkmak gibi. Buradan adadaki bütün yükseltileri, düzlükleri, bağları, çamlıkları, evleri, rüzgar güllerini ve etrafındaki küçük adacıkları görmek mümkün. Puslu olmayan havalarda, Gökçeaada ve onun arkasında yükselen Semadirek Adası, Çanakkale Boğazı ve Midilli Adası da rahatlıkla seçiliyor.
Göztepe’ye çıkmak için bir araba yolu bulunuyor. Oldukça dik ve sadece bir arabanın sığabileceği bir yol bu. O yüzden bu yolda sürmek şoförlüğüne güvenmeyen için stresli olabilir. 

Göztepe’ye merkezden yürüyerek yarım saatte ulaşmak mümkün. Tepeye çıkan yol, gökyüzüne tırmanan sarmal bir merdiven hissi veriyor. Manzaranın etkisiyle şaşkın bir şekilde ilerliyorsunuz yolda.  Rüzgar burada daha çok hissedildiği için üstünüze fazladan birşeyler almayı unutmayın.




Rüzgar Gülleri

Önce biraz teorik bilgi vermem gerekiyor sanırım … 2000 yılında elektrik üretimine başlayan türbinler Türkiye’nin 3. Rüzgar enerji santralini oluşturuyor. Ada tüketiminin 30 kat fazlası enerji üretiliyor burada. 30.000 kişiye yetecek elektrik deniz altından anakaraya gönderiliyor. Aynı enerjiyi üretecek bir kömür santraline göre türbin başına 82.000 ağaca eşdeğer oksijen tasarrufu sağlanıyor. Yani 17 türbin 1.400.000 ağaçlık bir ormanı kurtarmış oluyor. Türbinlerin sadece bir tanesi adanın enerji ihtiyacını karşılamaya yetiyor.



Polente Feneri

Adanın en sevdiğim yerini en sona bırakmak istedim … buraya biraz torpil yapabilirim … 

Heralde adaya her gelenin mutlaka ziyeret ettiği bir yerdir Polente Feneri ve muhteşem güneş batımı manzarası… Belki de hayatınızda seyredebileceğiniz en büyüleyici gün batımları adanın batı ucunda bekliyor sizi. Önünüzde uçsuz bucaksız Ege Denizi, yanınızda ihtişamlı duruşlarıyla rüzgar gülleri ve terkedilmiş bir deniz feneri. Burnunuzda yabani kekik kokuları ve yüzünüzü okşayan vazgeçilmez ada rüzgarı…

Gündüze son noktayı koymak için Batı Burnu’nu ziyaret etmek bir gelenek haline gelmiş adada. Kimisi yanında bir piknik sepetiyle kimisi sadece bir ada şarabıyla yerini alıyor gün batımına doğru. Tüm gün tek başlarına dönen rüzgar güllerinin etrafı heyecanlı bir kalabalıkla doluveriyor bir anda. 


Güneşin batmasıyla ayrı bir güzelliğe bürünüyor burun. Etrafta herhangi bir yerleşimin dolayısıyla yapay ışığın olmaması, yıldızları çok net seçebileceğiniz karanlık bir ortam sağlıyor. Gökyüzünde belki de daha önce görmediğiniz kadar çok yıldız, dev kanatlarıyla ama neredeyse fısıltıyla dönen rüzgar gülleri ve sadece deniz fenerinin yanıp sönen ışığı ortamın büyüsünü arttırıyor.


… ve son akşamımızı ada merkezinin tam ortasında herkesin ortak buşuşma noktası olan Polente Kafe’de bitiriyoruz…. Polente kafe mavi boyalı çerveleri beyaz duvarları ile adaya girişte herkesin dikaktini çekiyordur umarım. Yemeklerini hiç tatmadım ama ortamı çok güzel, akşamları çaldığı müzik ile diğer mekanlardakileri de eğlendirmeyi başarıyor… duyduğuma göre kahvaltı konusunda çok başarılıymış, önerilir …




One Comment on “Bozcaada”

Murat Can Bozkurt için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir